Güneş Sistemi

Güneş Sistemimiz

Güneş sistemi bir yıldız ve o yıldızın çekim gücü etkisiyle yörüngesinde dönen tüm nesnelere verilen addır. Bu nesneler gezegenler, Dünyamızın uydusu olan Ay gibi doğal uydular, astreoid kuşakları, kuyruklu yıldızlar, ve meteroidlerdir. Artık diğer yıldızların yörüngesinde dönen 5000'den fazla gezegen olabileceğini biliyoruz. Bizim güneş sistemimiz ise spiral galaksi olarak tanımlanan Samanyolu Galaksisi'nin dış spiral kollarından biri olan Orion Kolu'nun bir parçasıdır. Güneş sistemimizin merkezinde yer alan Güneş bir yıldızdır ve yörüngesinde 8 gezegen ile birlikte daha küçük olan sayısız gök cismini barındırır. 

Güneş sistemimiz yaklaşık olarak 4,6 milyar yıl önce oluşmuştur. Güneşe en yakın gezegenler  Merkür, Venüs, Dünya ve Mars  karasal gezegenler olarak adlandırılırlar, çünkü sert ve kayalıklı yüzeylere sahiptirler. Mars'ın yörüngesi ötesinde ve daha dışta kalan diğer iki gezegen Jüpiter ve Satürn gaz devleri olarak adlandırılırken, daha uzakta yer alan Uranus ve Neptün ise buz devleri olarak adlandırılmışlardır. Dünya atmosferi büyük ölçüde nitrojen ve oksijenden oluşur. Merkür çok ince ve zayıf bir atmosfere sahipken Venüs ise büyük oranda karbondioksitten oluşan kalın bir atmosfere sahiptir. Mars gezegeninin ise karbondioksitten oluşan aşırı ince bir atmosferi vardır. Uranüs ve Neptün etrafındaki buzlu örtüyle birlikte ağırlıklı olarak su, amonyak ve metan gazından oluşurken; Jüpiter ve Satürn ise çoğunlukla hidrojen ve helyum gazlarından oluşur. Voyager 1 ve 2 uzay araçları gaz devleri Jüpiter ve Satürn'ü ziyaret etmişlerdir ve Voyager 2 ise yakınlarında uçarak buz devleri Uranüs ve Neptün'den görüntüler aktarmıştır.

Ceres ve daha dışta kalan diğer cüce gezegenler Plüton, Eris, Haumea ve Makemake de benzer bileşenlere sahiptirler ve buzlu yüzeyleri ile serttirler.

Uyduları, halkaları ve manyetik alanları gezegenleri nitelendirirler. Bilinen 146 gezegen uydusu vardır ve resmi olarak tanınmayı bekleyen uydu sayısı ise en az 27'dir. Astreoidler ve cüce gezegenler de uydulara sahip olabilirler, fakat bu uydular gezegen uyduları sınıfına dahil edilmezler. Çünkü uyduların hepsi benzer değillerdir ve farklı özellikleriyle ön plana çıkarlar. Birinin kalın atmosferi vardır (Satürn'ün Titan uydusu) , birinin aktif volkanları vardır (Jüpiter'in lo uydusu) ve bir diğeri donmuş yüzeyinin altında dünya okyanuslarının iki katı kadar ebata sahip bir okyanusu bünyesinde barındırıyor olabilir (Jüpiter'in Europa uydusu).

Halkalar ise merak uyandıran gezegensel özelliklerdir. 1659'dan 1979'a kadar sadece Satürn gezegeninin halkaları olduğuna inanılırdı. NASA'nın dış gezegenlere gerçekleştirdiği Voyager görevleri bize gösterdi ki Jüpiter, Uranüs ve Neptün de halka sistemlerine sahip gezegenlerdir. Halkalar bir astreoidin ve Satürn'ün uydularından biri olan Phoebe etrafında da gözlemlenmiştir.

Gezegenlerin çoğunun uzayın içine doğru yayılan ve her gezegenin etrafında bir manyetik alan (manyetosfer) oluşturan manyetik alanları vardır. Bu manyetik alanlar enerji yüklü parçacıkları kendileriyle birlikte sürükleyerek gezegenle birlikte ekseni üzerinde dönerler.

Peki Güneş Sistemimiz ne kadar büyük?

Evrendeki büyük uzaklıklar Astronomik Birim (Astronomical Unit) ''AU'' ile ifade edilir. Bir astronomik birim (AU) Dünya ile Güneş arasındaki mesafedir, ki bu da yaklaşık olarak 150 milyon kilometre ya da 93 milyon mildir. Güneşten yayılan parçacıklar, heliyosfer adı verilen dev bir kabarcık oluşturarak gezegenlerin ötesi uzaklıklara ulaşabilirler. Heliyosferin devasa kabarcığı güneş rüzgârları tarafından oluşturulur. Güneş rüzgârı, Güneş'in gaz yuvarında (atmosferinde) meydana gelen şiddetli patlamaların dalga olarak yayılmasıdır. Güneş samanyolu galaksisindeki yörüngesinde dönerken, heliyosferin kabarcığı da kavisli şok dalgaları yayarak yıldızlar arası mesafelerde hareket eder. Güneş rüzgârının yıldızlar arasındaki gazın baskısıyla aniden yavaşlatıldığı bölgeye ise bitiş şoku (termination shock) denir.

NASA tarafından 1977'de fırlatılan iki uzay aracından Voyager 1 2004 yılında, Voyager 2 ise 2007 yılında bitiş şoku sınırını geçmiştir. 2011 yılının sonlarında Voyager 1'den alınan veriler, uzay aracının heliyosferin en dışta kalan bölgesine giriş yaptığını göstermiştir. 2013 yılı itibariyle ise Voyager 1 Güneş'ten yaklaşık olarak 18 milyar km , Voyager 2 ise Güneş'ten neredeyse 15 milyar km uzaklığındaydı. Bilimadamları bir kaç aydan bir kaç yıla kadar Voyager 1'in devasa Oort Bulutu'nun ve diğer yıldızların gaz ve tozlarının da bulunduğu yıldızlar arası uzay boşluğuna geçmesini heyecanla bekliyor. Her iki uzay aracının da en az 2020 yılına kadar veri gönderebilmesi için yeterli elektriksel güce ihtiyacı var. İki Voyager uzay aracı da, güneş sistemini çevreleyen buzdan cisimlerle dolu uçsuz bucaksız dairesel bir kabuğa benzeyen Oort Bulutu'ndan çıkış yapmadan önce binlerce yıl geçmiş olacak.

Evreni keşfettikçe merak ediyoruz: Yaşamın var olabileceği başka gezegenler de var mı? Evrende yalnız mıyız? Bunlar şu anda bilimin araştırdığı büyük sorular. Gökbilimciler ise daha son zamanlarda yeryüzünde ve uzayda hassas teleskoplar gibi ekipmanlara sahip oldular ve bu sayede başka güneş sistemlerinin yıldızlarının yörüngelerindeki gezegenleri belirleyebiliyorlar.









Mars'ta su bulundu

Ulusal Havacılık ve Uzay dairesi (NASA) , çok önemli bir açıklamada bulundu. Marsta hayat var mı diye merak ederdik ve artık yeni bir merak konusu marsa taşınabilir miyiz ?Nasa Mars'ta sıvı halde su bulunduğunu ve bir yaşam olabileceğini duyurdu.



marsta hayat var


Marsta sıvı halde su bulundu

Marsta bulunan suyun özellikle yaz aylarında çıktığı ,kaynağının ise Marstaki kanyonlar ve krater duvarlar olduğu belirtildi.Bu sıvı halde oluşan sular ise  sonbahar geldiğinde kuruyarak buharlaşıyor.

Marsta hayat var varmı sorusuna Nasa'dan cevap


Marsta hayat var mı soruna Nasa'nın şuan için cevabı , Şimdiye kadar Mars'ta hayat olduğuna dair bir kanıt bulamadık ,fakat bundan sonraki çalışmaların  yeni bulunan bu sıvı haldeki su  sayesinde çalışmalarımızı bu yönde geliştireceğiz oldu. 


Marsta yüzeyinde su bulunmasının  yaşam formu için şans olduğu belirtildi.



Sabahları daha zinde hissetmek için 8 etkili yöntem

       Her yeni güne önceki günün yorgunluğunu atmış bir şekilde gerilerek, kendinizi turp gibi hissedip yüzünüzde kocaman bir gülümsemeyle uyanıyorsunuz. Bitmek tükenmek bilmeyen enerjiniz sizi öyle bir ele geçirmiş ki, yakınınızdakilerin bile kanlı canlı olmalarına, yerlerinde duramamalarına sebep oluyorsunuz.

        Keşke! Ama harika olurdu değil mi ? :)

        Evet öyle. Ama neyse, biz mış gibiciliği bırakalım ve biraz gerçeklere dönelim. Ben hiiiiç sabahçılığı seven, erken kalk erken yatçılardan değilim aslında. Muhtemelen ki siz de öylesinizdir (Yoksa başlığı görür görmez kendinizi bu yazıda bulmazdınız) Geç saatler, bir şeylerle ilgilenmeyi en çok sevdiğiniz, o saatlerde kendinizi daha iyi hissettiğiniz zaman aralıkları olsa da o saatlerde daha zinde ve enerjik olmayı bekleyemezsiniz. Çünkü biyolojik olarak bedenlerimiz  gün ışığında daha fazla enerjik olmaya programlıdır. İşte bu bir çoğumuz için zorlayıcı olabilir.

Sabahları nasıl daha zinde uyanabiliriz?
Güne daha neşeli ve zinde başlamak elinizde
        Sabahları daha zinde hissetmek için zaten şu ana kadar bir çok teknik denediyseniz ve her seferinde daha keyifli ve enerjik bir sabaha uyanmada başarısız olduysanız bu teknikleri mutlaka denemelisiniz.

       İşte size sabahları kendinizi daha zinde hissettirecek 8 etkili yöntem.